Bekçi Bahadır

"Bazı insanlar dosyalardan çıkar. Bazıları sokaktan. Bahadır'da onlardan biri. Ama onun geldiği sokak sıradan bir sokak değildi."

İlk kez Süleymaniye’de karşılaştım onunla. Geceydi. Yağmur yeni dinmişti. Taş kaldırımlar hâlâ ıslaktı; ama Bahadır’ın adımları kuru ve kararlıydı. Elinde bir fener vardı ama gözleri fenerden daha keskin bir ışık saçıyordu.

O gece Tatavla’da gangster Koço’yu takip ediyordum. Bir iz, bir şüphe, bir sessizlik… Ama o iz beni Koço’ya değil, Bahadır'a götürdü.

Beni fark etti, fakat konuşmadı. Sonradan anladımki, önce insanı tartarmiş. Birkaç saniye sustu. Sonra sadece,
“Bu sokakta herkesin bir nedeni vardır,” dedi.

O an anladımki, bu adam sokakları ezberlemişti. Ama bu bir ezber değil, bir içselleştirmeydi. Onun için her taşın altında bir hikâye, her gölgenin ardında bir geçmiş vardı.

Sonra öğrendim ki, Bahadır İstanbul’a bir bavulla gelmemiş. Bavuluda yokmuş, ailesi de. Balkan Harbi’nin ardından, bir çocuğun taşıyamayacağı kadar ağır bir sessizlikle gelmiş İstanbul’a.

Süleymaniye’nin taş merdivenlerinde sabahlarken birileri el uzatmış. Bir yetimhane, bir çorba, bir kalem. O kalemle harfleri öğrenmiş.

Ama sokaklar ona başka bir alfabe öğretmiş: Bakıştan niyet okumayı, sessizlikten tehlikeyi sezmeyi, dostla düşmanı ayırt etmeyi.

Ben adaleti kitaplardan öğrendim; o ise gecenin içinde kaybolan çığlıklardan, sabaha karşı sokağın köşesinde kağittan battaniyelerle uyuyan çocukların gözlerinden öğrenmiş. Onun bildiği adalet, mahkeme salonlarında değil, arka sokaklarda, paslı kapıların ardında yaşanır.

Bahadır’ın dostları var ama, bazıları dürüst, bazıları değil. Nitekim hepsi ona saygı duyar. Çünkü o, kimseyi yargılamadan dinlemesini bilir. Herkesin bir hikâyesi olduğuna inanır. Belki de kendi hikâyesi, başkalarınınkini anlamasını kolaylaştırır.

Benim kalemim var, onun feneri.
Ben kelimelerle aydınlatırım, o adımlarıyla.
Ama beraberce aynı şeyin peşindeyiz:

Karanlıkta kaybolan gerçeği.